Entries Tagged as ''

Hermes Trismegistus ‘un Ayak izleri

Hermes Trismegistus, Hermes, Thoth,İdris.

İşte karşımızda zamanın ötelerine uzanan uygarlıklar coğrafyası :
Mısır,Pers,Yunan,Roma,Bizans ve Osmanlı.
Binlerce yıl birbirinin içine geçen kültürel karışımlar.
Farklı zaman boyutunda gerçeği anlatmaya çalışanlar.

Van Gölü üzerindeki bir kilisede gece yarısı iki keşiş mum ışığında masanın üzerindeki parşömenleri inceliyor.Yaşlı olanı , yüksek sesle elindeki parşömendeki yazıları Aramca okuyor genç olanı da bir deftere söylenenleri Latince olarak yazıyordu.

Bu keşişler kendilerine verilen kadim parşömen rulolardaki yazıları Latinceye çeviriyorlardı.Gece gündüz demeden .Parşömenleri her iki üç ayda bir ziyarete gelen keşişler getiriyordu.Her seferinde değişik keşişler geliyordu.Yürüyen keşişler . Uzun mesafeleri yürüyerek gidip geliyordu bu keşişler. Aylar noyunca yürüyorlardı.Yanlarında getirdikleri ruloları bırakıyor , çevrilmiş olanları götürüyorlardı.Her zaman iki kopye yapılıyordu. Aynı işi iki kez bazen üç kez yapmak zorunda kalıyorlardı.Tüm Orta Doğu ve Anadolu’ya yayılmış olan kiliselerde keşişlerin dil bilenleri yoğun bir çeviri faaliyeti yapıyorlardı.Sanskritce , Süryanice,Mısır Dili, Kıpti Dili ,Aramca ,Yunanca,Arapça,Farsca dillerinde yazılmış parşömenleri Latinceye çeviriyorlardı.Çeviriler Bizans üzerinden İtalya’ya yollanıyordu.İşte Van Gölü üzerindeki bir adada bulunan Akhdamar Surp Haç kilisesinde iki keşişin Latinceye çevirip bir kitap haline getirdikleri bu eserlerden bazıları da ilerde yapılacak bir derlemede şu adı alacaktı:

Corpus Hermeticum

Bu kitap önce İstanbul’a götürülecek daha sonra İtalya’ya Floransaya’ya götürülecek ve Ortaçağ karanlığında yaşayan Avrupa insanına ışık kitaplardan biri olacaktı.Bu kitap Rönesansı ateşleyen alev olacaktı.

Hermetizm olarak adlandırılan düşünce akımının ana kuramı bu kitapta bulunuyordu.

Bu kitabı kim yazmıştı? Kim derlemişti?

Kitabın ilk bölümünde yaradılış anlatılıyordu. Bu el yazmalarından derlenen kitap farklı bir yaradılıştan söz ediyordu .Yer yer kutsal kitaplardaki anlatımla benzeşiyordu , ama daha farklıydı.

Yedi kapıdan söz ediyordu :

Bu yedi kapıdan geçen ve kapıların sırrına vakıf olanlar kutsal kapıyı açacak olan anahtarı da bulacaklardı.

1-Zihin Kapısı
2-Sebep ve Sonuç Kapısı
3-Tekamül Kapısı
4-Kutuplar Kapısı
5-Titreşim Kapısı
6-Ritm Kapısı
7-Cinsiyet Kapısı

Hermes Trismegistus 'un Ayak izleri

Hermes Trismegistus, Hermes, Thoth,İdris.

İşte karşımızda zamanın ötelerine uzanan uygarlıklar coğrafyası :
Mısır,Pers,Yunan,Roma,Bizans ve Osmanlı.
Binlerce yıl birbirinin içine geçen kültürel karışımlar.
Farklı zaman boyutunda gerçeği anlatmaya çalışanlar.

Van Gölü üzerindeki bir kilisede gece yarısı iki keşiş mum ışığında masanın üzerindeki parşömenleri inceliyor.Yaşlı olanı , yüksek sesle elindeki parşömendeki yazıları Aramca okuyor genç olanı da bir deftere söylenenleri Latince olarak yazıyordu.

Bu keşişler kendilerine verilen kadim parşömen rulolardaki yazıları Latinceye çeviriyorlardı.Gece gündüz demeden .Parşömenleri her iki üç ayda bir ziyarete gelen keşişler getiriyordu.Her seferinde değişik keşişler geliyordu.Yürüyen keşişler . Uzun mesafeleri yürüyerek gidip geliyordu bu keşişler. Aylar noyunca yürüyorlardı.Yanlarında getirdikleri ruloları bırakıyor , çevrilmiş olanları götürüyorlardı.Her zaman iki kopye yapılıyordu. Aynı işi iki kez bazen üç kez yapmak zorunda kalıyorlardı.Tüm Orta Doğu ve Anadolu’ya yayılmış olan kiliselerde keşişlerin dil bilenleri yoğun bir çeviri faaliyeti yapıyorlardı.Sanskritce , Süryanice,Mısır Dili, Kıpti Dili ,Aramca ,Yunanca,Arapça,Farsca dillerinde yazılmış parşömenleri Latinceye çeviriyorlardı.Çeviriler Bizans üzerinden İtalya’ya yollanıyordu.İşte Van Gölü üzerindeki bir adada bulunan Akhdamar Surp Haç kilisesinde iki keşişin Latinceye çevirip bir kitap haline getirdikleri bu eserlerden bazıları da ilerde yapılacak bir derlemede şu adı alacaktı:

Corpus Hermeticum

Bu kitap önce İstanbul’a götürülecek daha sonra İtalya’ya Floransaya’ya götürülecek ve Ortaçağ karanlığında yaşayan Avrupa insanına ışık kitaplardan biri olacaktı.Bu kitap Rönesansı ateşleyen alev olacaktı.

Hermetizm olarak adlandırılan düşünce akımının ana kuramı bu kitapta bulunuyordu.

Bu kitabı kim yazmıştı? Kim derlemişti?

Kitabın ilk bölümünde yaradılış anlatılıyordu. Bu el yazmalarından derlenen kitap farklı bir yaradılıştan söz ediyordu .Yer yer kutsal kitaplardaki anlatımla benzeşiyordu , ama daha farklıydı.

Yedi kapıdan söz ediyordu :

Bu yedi kapıdan geçen ve kapıların sırrına vakıf olanlar kutsal kapıyı açacak olan anahtarı da bulacaklardı.

1-Zihin Kapısı
2-Sebep ve Sonuç Kapısı
3-Tekamül Kapısı
4-Kutuplar Kapısı
5-Titreşim Kapısı
6-Ritm Kapısı
7-Cinsiyet Kapısı

Akhtamar (Ahtamar) Surp Haç Kilisesi

Bugün Van Gölü adacıklarından biri üzerinde bulunan tarihi Akhtamar Surp Haç Ermeni Kilisesi restorasyonu tamamlanarak müze olarak servis vermek üzere açılmış.
Küçük yaşımda oraya gittiğimizi hayal meyal anımsıyorum . 5-6 yaşlarımda olmalıydım. Aslında bir kaç aile oralara yüzmeye gitmiştik.Van gölünün sodalı suyunda mayolarımız bembeyaz olmuştu.Balıkçılardan biri parmağıyla göstererek :
“Ermeni Kilisesi ” demişti.
Kilise orada yarı yıkılmış , daha önce dedemin köyünde gördüğüme benziyordu.İkinci kez bir kilise görüyordum.
İlk kiliseyi bana dedem göstermişti.4-5 yaşlarında olmalıydım. Erzincan ‘a Keş Kuyusu köyüne dedemi ziyarete gitmiştik.Dedem geniş bahçeye yukarıdan bakan terasda parmağıyla ilerde ağaçların arasından çan kulesi görünen kiliseyi göstermiş oraya tek başıma gitmememi öğütlemişti.Dedem söyler söylemez içimde orayı gidip görme arzusu belirmişti.Sonradan dedem beni oraya götürüp gezdirmişti.Harap yarı yıkılmış duvarlarındaki renkli resimler yer yer kazınmıştı.

Yıllar sonra Anadolunun tarihine duyduğum merak ve çocukluk anılarımı tazelemek amacıyla her iki kilise hakkında bilgi toplamaya başlamıştım.
Aldığım Notlardan biri şöyle :

“Van Gevaş ilçesinin sınırları dahindeki Aktamar Adası’nda yer almaktadır. Adanın güney doğusuna kurulmuş olan kilise, Kutsal Haç adına Vaspura Kralı I. Gagik tarafından M.S. 940 yıllarında Keşiş Manuel’e yaptırılmıştır. Kilisenin kuzeydoğusundaki şapel 1296-1336 tarihlerinde; batısındaki Jamaton 1793 tarihinde; güneyindeki çan kulesi 18. yüzyıl sonlarında ilave edilmiştir. Kuzeyindeki şapelin ise tarihi bilinmemektedir. İlk yapıldığında saray kilisesi olan yapı, sonradan manastır kilisesine dönüştürülmüştür. Kilise, mimarisi yanında dış cephelerindeki figürlü taş plastiği ile dikkat çekmektedir. Plan bakımından merkezi kubbeli, dört yapraklı yonca biçimli haç plana sahiptir. Orta mekan yüksek kasnaklı, içten kubbe, dıştan piramidal külahla örtülüdür. Kubbenin yüksek tutulması kilisedeki dikey etkiyi açıkça ortaya koymaktadır.

Kiliseye batı ve güneyden birer kapı vasıtayla girilmektedir. Kilisenin çevresi daha sonraki nemlerde ilave edilen yapılarla kuşatılmıştır.Kilisenin figürlü repertuarı oldukça zengin Bunun yanında İncil ve Tevrat’tan alınmış sahneler bulunmaktadır.

Yunus peygamberin öyküsü , Hz. Meryem ve kucağında İsa, Adem ve Havva’nın Cennet’ten kovulması öyküsü , Hz. Davut ile Goliat’ın mücadelesi, Samson Filistinli ikilisi, ate; üç İbrani genci, Aslan ininde Daniel sahneleri bunların başlıcalarıdır.

Batı cephede Kral Gagik’i kilise maketini sunarken gösteren bir sahne yer almaktadır. Dört yöndeki alınlıklarda İncil yazarları boydan tasvir edilmiştir. Bunlardan başka cephenin alt ve üst kesimlerinde, asma sarmaşığından oluşan kuşakçepeçevre binayı dolanmaktadır. Bu kuşakların içlerinde çeşitli sahneler işlenmiştir. Av sahneleri, çeşitli hayvanlar, güreşçiler ve sarayla ilgili bir çok sahneye yer verilmiştir. Ayrıca doğu cephenin tam ortasında asma sarmaşığı içerisinde Abbasi Halifesi Muktedir, başı haleli, bağdaş kurmuş vaziyette bir elinde kadeh, diğer elinde üzüm tutar vaziyette, tasvir edilmiştir. Aralarda serbest biçimde, asma sarmaşıkları içerisinde ve çatıların alt kesimlerinde zengin insan ve hayvan figürlerini görmek mümkündür.

Manastır topluluğunun tarihi IX. yüzyıla kadar inmektedir. Daha sonra 1462′de yenilenen kilise, 1703′teki depremde zarar görmesi üzerine 1712-1720 tarihleri arasında tekrar onarım geçirmiştir.Kilise doğu batı doğrultusu dikdörtgen bir alana oturmaktadır. Ortadaki merkezi kubbe, batıdan iki serbest ayak ve doğudan apsis duvarına dayanan dört yöndeki kemerlerle taşınmaktadır. Doğudaki apsis beş köşeli olup iki yanında hücreler bulunmaktadır. Batı taraftaki haç kolunu tutan kubbe ise, kaburgalı olarak düzenlemiştir. Merkezi kubbe dışa doğru yüksek kasnak, piramidal bir külah şeklinde yansımıştır. Batı ve kuzey cepheden iki vasıtasıyla giriş sağlanmaktadır. Bunlardan ortadaki portakal şeklinde bir düzenleme göstermektedir. Kesme taş malzeme kilisenin tamamında kullanılmıştır.Batı tarafına eklenen jamaton ise, karelanlı ve dokuz bölümlü olarak düzenlenmiştir. Bölümlerin üzeri aynalı çapraz tonozlarla örtülmüştür. Batı cephesindeki dışa taşıntılı girişin üzeri çan kulesi olarak tertip edilmiştir. Alttaki kapı ise mukarnas kavsaralarıdır.”

İşte bu notu mimari açıdan almışım. Bir de kilisenin dini tarihi olmalı.Ermeni kiliselerinin bildiğim kadarıyla çok karmaşık bir tarihi var. M.S. 300 yıllarından itibaren kiliselerin yapımına başlanıyor bu bölgede.Gregoriyan mezhebi ayrımı Doğu Roma Ortadoks kilisesinden kopuşla gerçekleşiyor.Daha sonra Gregoriyan mezhebinden de kopuş gerçekleşiyor .7. yüzyılla 14. yüzyıl arasında bu bölgede yaygın olan Zerdüşt dini ve üç semavi din arasında mücadeleler gerçekleşiyor.

Kilisenin yapıldığı yıllarda o coğrafya dünya tarihinin en hareketli mezhepler , kiliseler , kopuşlar ve iktidar savaşlarına sahne oluyor .Bu Anadolu kiliselerinin tarihini öğrenmek çok çaba gerektiren bir uğraş.

Bilmek ve Anlamak

“İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen
Ya nice okumaktır”

Yunus Emre

Kendini bilmek kolay olmayıp çok zahmetli bir sınavdır. Fakat bir sınavın üstesinden gelmenin tek yolu, ne kadar zor olursa olsun onunla yüzyüze gelebilmektir.

İnsanların ta en derinlerindeki özlerinin gizli ve saklı olması nedeniyle hakikati bilmelerine karşın bu, bir kalkanın çerçevelediği çıkar, maddecilik, güvensizlik ve korku denen kalın ve çok sert bir kabuğun altında gömülü kalmıştır.

Çünkü bazı insanlar , varoluşlarının tüm dakikalarını yüzeysel, yapay, geçici, hoş lezzetli, hoş görünüşlü tasarılar yapmakla geçirip, yaşamlarının pek az zamanını kendilerini tanımak için gereken eylemlere ayırırlar.

Halbuki insanın kendisini keşfetmesi hala tasarlanmakta olan bir projedir ve maalesef kimileri bir keşif öznesi olduklarını anlayamayacak kadar meşgul görünmektedirler. Bu nedenle de kendini yaşamak yerine, kendinden kaçmayı ve kendi olmayan şeylerin peşinden koşarlar.

Koşulların ve durumların elverdiğince benliklerini gizlerler;kendilerinden uzaklarda bir yerde , konfor, maddecilik ve güvensizlik altına kendi elleriyle kendi benliklerini gömerler. Kendini yaşayamayan çoğu kişi , kalıplar arar dururlar.Sonra da rotalarını bu kalıplara uydurarak kendilerine yabancı yörelerde dolaşır dururlar.

Kendini yaşamak çok güç bir iş olup, yüksek bir düşünme gücü ve bilinç gerektirir. Buna karşın bir çok kişi düşündüğünü sanır. Halbuki tek yaptıkları önyargılarını yeniden düzenlemektir. İşte bundan dolayı kendini bilmeyi öğrenmek zordur.

Taş Kahve Cunda

Bugünü aydınlatan fenerlerdir tarihi olaylar.Cunda adasına ayak basar basmaz tarihi çırılçıplak karşınızda bulabilirsiniz.Şaşırmayın.Fenerlerinin yolunuzu aydınlatmasına izin verin.Öğle yemeğini arka sokakta ‘Girit Lokantası’nda yiyin.Zeytinyağının her türlü sebzeyle nasıl bir lezzet şaheseri oluşturduğunu anlayacaksınız .Siz hiç bu kadar lezzetli Bamya,Kabak Çiçeği Dolması,Pazı sarma,Ispanak,Biber dolma yemediniz.

Sonra yürüyüp sahile çıkın. Taş Kahve’de ,adanın en eski binalarından birine sırtınızı vererek oturup denize karşı bir kahve için.

Sessizliğin ruhunuzu dinlendirdiğini,yavaş yavaş sakinleştiğinizi göreceksiniz .

Sonra gülümsersiniz .Aferin Cunda’ya dersiniz .

Aferin Taş Kahve ‘ye .

Köprülü Kütüphanesi


KÜTÜPHANE HAFTASI KUTLU OLSUN

80 Milyona varan nüfusuyla koskoca bir ülke .

15 milyona varan koskoca bir Mega kent .

15 bin yıllık tarihi miras.

Ve Bu hafta Kütüphane Haftası. Kutlu Olsun.Nereden çıkmış bu ?Alıntı yapalım.

“Millî Eğitim Bakanlığı, Mart ayının son pazartesi günü başlayan hafta­nın Kütüphane Haftası olarak değerlendirilmesini kararlaştırmıştır. Hafta süresince kütüphanenin önemi anlatılır. Kütüphaneciliğin sorunları kamu oyuna duyurulur. Halk, kütüphanelerin gelişmesi için bilinçlendirilir. Okullarımızda kütüphanenin yararlarından söz edilir. Kütüphanelerde uyulması gerekli kurallar öğretilir.”

Basın organlarında bu haftayla ilgili yazı yazan bakalım kaç kişi var :

Hürriyet’ te Doğan Hızlan şöyle yazmış :

“Benim kütüphanecilerim, hayatımı renklendiren, bilgilendiren, aydınlatan kişilerdir. Onları hep anımsarım. Bilgi çıkmazına girdiğim anda, sihirli bir kitapla önümü açmışlardır.Gelelim birtakım kişilerin, “Canım, internet var ya” diye kütüphaneleri küçümsemelerine…Evet, başlangıç noktası için internetin işlevini kim inkár edebilir?Ama oradaki bilgileri yazılı bir kaynakla doğrulamadan sakın kullanmayın, ya eksiktir, ya da yanlış.”

Sabah Gazetesi :

Tek bir kelime bile yok . Bu haftayla ilgili en son 1999 yılında birisi küçük bir haber yazmış .

Zaman Gazetesi

Tek kelime yok

Radikal Gazetesi

Tek Kelime yok

Daha fazla araştırmaya gerek yok . Kimsenin umurunda değil.Medya artık bambaşka bir kanaldan yayın yapıyor. Allahtan Doğan Hızlan gibi tecrübeli bir kültür adamı var da , bu konuyu köşesine taşımış.

Bu haftayla ilgili ben de bir iki şey söylemek istiyorum .

Bir kaç aydır İstanbul’un kütüphanelerini geziyorum ve inceliyorum . Atatürk Kütüphanesi ile ilgili yazım bir önceki blogumda var . İçler acısı . Daha içler acısı durumu ise Köprülü Kütüphanesi ‘nde süregidiyor .Acaba bu hafta onlar ne yapıyor . Hususi gidip bakmak istiyorum . Vakti olan gitsin yerinde görsün rezaleti.

Bu kütüphane çok değerli el yazması eserleri barındırıyor . Geçenlerde uğradım .

Kapı girişinde dört kişi , tüpgaz üzerinde çay pişiriyorlar ve fosur fosur sigara içiyorlar. 1.5-2 metrelik giriş tamamiyle bu kişiler tarafından tıkanmış durumda . Saat 14:30 . Kütüphanenin çalışma saatleri de girişe yazılmış : 17:00 ‘ ye kadar açık olması gerekiyor. Çay içenler beni görünce irkiliyorlar , sert sert bakan dört çirt göz .Pos bıyıklar .Traşsız yüzler.Yaka paça bir yanda .Kılıksız , katil suratlı adamlar kütüphanenin kapısını tutmuş , tüp üzerinde çay kaynatıp fosur fosur sigara içiyorlar.İki metre ileride Osmanlı ve Dünya tarihinin paha biçilmez el yazması ciltleri duruyor.Bir kıvılcım sıçrasa acaba kim üzülür ?

Girişin serbest olup olmadığını soruyorum . Serbest olduğunu söylüyor kahverengi ceketli olan kütüphaneci olduğunu sandığım kişi. Bir an önce çekip gitmem için de sert sert bakıyor .Aceleyle Naima Tarihi’ni ve Evliya Çelebi’nin seyahatnamesini görmek istediğimi söylüyorum. .

İçerde katalogdan bakıp numara söylemem gerektiğini söylüyor katil surat.Çay içenlerin arasından güçlükle geçip içeri giriyorum . Büyü bozuluyor .Bir çay bile içirmiyoruz bu beylere .

Bir saat işkence ediyorum onlara .Fena halde bozuluyorlar .Sorular soruyorum . Yanıtlar daha da berbat. İki kütüphane görevlisi var . İkisinin de kütüphanecilik eğitimi yok.Eski yazı da bilmiyorlar.El yazması kitapların bakımı konusunda da bilgileri yok . Ben okuma yazma bildiklerinden de şüpheliyim . Devlet görevlileri. Oraya atanmışlar.Odacı kadrosundan . Ne denebilir ki ?

KÖPRÜLÜ KÜTÜPHANESİ

Çemberlitaş’ta Divanyolu üzerinde, Sultan II. Mahmut türbesinin karşısındadır. 1667′de Köprülü Fazıl Ahmet Paşa tarafından kurulmuştur. Kütüphane, Köprülü Mehmed Paşa Külliyesi’ne dahil yapılardan biridir. İstanbul’da kütüphane olarak tasarlanan ilk yapıdır. Köprülü ailesi tarafından bağışlanan koleksiyonlarla zenginleşen kütüphanede bugün Türkçe, Farsça ve Arapça dillerinde çok sayıda değerli basma ve yazma eserler ile suyolları haritaları bulunmaktadır.

Dewey Onlu Sistemi’ne göre düzenlenmiş katalog ve Arapça baskılar kataloğu okuyucuların hizmetindedir. Mikrofilm, fotoğraf gibi istekler ve bilgisayar hizmetleri bağlı bulunduğu Süleymaniye Kütüphanesi tarafından karşılanır.

Kuruluş Tarihi: 1667
Divanyolu Cad. 29, 34410 Çemberlitaş (212) 516 83 13
Açık olduğu günler / saatler: Pazartesi hariç hafta içi hergün 08.30 -17.00

Köprülü Kütüphanesi


KÜTÜPHANE HAFTASI KUTLU OLSUN

80 Milyona varan nüfusuyla koskoca bir ülke .

15 milyona varan koskoca bir Mega kent .

15 bin yıllık tarihi miras.

Ve Bu hafta Kütüphane Haftası. Kutlu Olsun.Nereden çıkmış bu ?Alıntı yapalım.

“Millî Eğitim Bakanlığı, Mart ayının son pazartesi günü başlayan hafta­nın Kütüphane Haftası olarak değerlendirilmesini kararlaştırmıştır. Hafta süresince kütüphanenin önemi anlatılır. Kütüphaneciliğin sorunları kamu oyuna duyurulur. Halk, kütüphanelerin gelişmesi için bilinçlendirilir. Okullarımızda kütüphanenin yararlarından söz edilir. Kütüphanelerde uyulması gerekli kurallar öğretilir.”

Basın organlarında bu haftayla ilgili yazı yazan bakalım kaç kişi var :

Hürriyet’ te Doğan Hızlan şöyle yazmış :

“Benim kütüphanecilerim, hayatımı renklendiren, bilgilendiren, aydınlatan kişilerdir. Onları hep anımsarım. Bilgi çıkmazına girdiğim anda, sihirli bir kitapla önümü açmışlardır.Gelelim birtakım kişilerin, “Canım, internet var ya” diye kütüphaneleri küçümsemelerine…Evet, başlangıç noktası için internetin işlevini kim inkár edebilir?Ama oradaki bilgileri yazılı bir kaynakla doğrulamadan sakın kullanmayın, ya eksiktir, ya da yanlış.”

Sabah Gazetesi :

Tek bir kelime bile yok . Bu haftayla ilgili en son 1999 yılında birisi küçük bir haber yazmış .

Zaman Gazetesi

Tek kelime yok

Radikal Gazetesi

Tek Kelime yok

Daha fazla araştırmaya gerek yok . Kimsenin umurunda değil.Medya artık bambaşka bir kanaldan yayın yapıyor. Allahtan Doğan Hızlan gibi tecrübeli bir kültür adamı var da , bu konuyu köşesine taşımış.

Bu haftayla ilgili ben de bir iki şey söylemek istiyorum .

Bir kaç aydır İstanbul’un kütüphanelerini geziyorum ve inceliyorum . Atatürk Kütüphanesi ile ilgili yazım bir önceki blogumda var . İçler acısı . Daha içler acısı durumu ise Köprülü Kütüphanesi ‘nde süregidiyor .Acaba bu hafta onlar ne yapıyor . Hususi gidip bakmak istiyorum . Vakti olan gitsin yerinde görsün rezaleti.

Bu kütüphane çok değerli el yazması eserleri barındırıyor . Geçenlerde uğradım .

Kapı girişinde dört kişi , tüpgaz üzerinde çay pişiriyorlar ve fosur fosur sigara içiyorlar. 1.5-2 metrelik giriş tamamiyle bu kişiler tarafından tıkanmış durumda . Saat 14:30 . Kütüphanenin çalışma saatleri de girişe yazılmış : 17:00 ‘ ye kadar açık olması gerekiyor. Çay içenler beni görünce irkiliyorlar , sert sert bakan dört çirt göz .Pos bıyıklar .Traşsız yüzler.Yaka paça bir yanda .Kılıksız , katil suratlı adamlar kütüphanenin kapısını tutmuş , tüp üzerinde çay kaynatıp fosur fosur sigara içiyorlar.İki metre ileride Osmanlı ve Dünya tarihinin paha biçilmez el yazması ciltleri duruyor.Bir kıvılcım sıçrasa acaba kim üzülür ?

Girişin serbest olup olmadığını soruyorum . Serbest olduğunu söylüyor kahverengi ceketli olan kütüphaneci olduğunu sandığım kişi. Bir an önce çekip gitmem için de sert sert bakıyor .Aceleyle Naima Tarihi’ni ve Evliya Çelebi’nin seyahatnamesini görmek istediğimi söylüyorum. .

İçerde katalogdan bakıp numara söylemem gerektiğini söylüyor katil surat.Çay içenlerin arasından güçlükle geçip içeri giriyorum . Büyü bozuluyor .Bir çay bile içirmiyoruz bu beylere .

Bir saat işkence ediyorum onlara .Fena halde bozuluyorlar .Sorular soruyorum . Yanıtlar daha da berbat. İki kütüphane görevlisi var . İkisinin de kütüphanecilik eğitimi yok.Eski yazı da bilmiyorlar.El yazması kitapların bakımı konusunda da bilgileri yok . Ben okuma yazma bildiklerinden de şüpheliyim . Devlet görevlileri. Oraya atanmışlar.Odacı kadrosundan . Ne denebilir ki ?

KÖPRÜLÜ KÜTÜPHANESİ

Çemberlitaş’ta Divanyolu üzerinde, Sultan II. Mahmut türbesinin karşısındadır. 1667′de Köprülü Fazıl Ahmet Paşa tarafından kurulmuştur. Kütüphane, Köprülü Mehmed Paşa Külliyesi’ne dahil yapılardan biridir. İstanbul’da kütüphane olarak tasarlanan ilk yapıdır. Köprülü ailesi tarafından bağışlanan koleksiyonlarla zenginleşen kütüphanede bugün Türkçe, Farsça ve Arapça dillerinde çok sayıda değerli basma ve yazma eserler ile suyolları haritaları bulunmaktadır.

Dewey Onlu Sistemi’ne göre düzenlenmiş katalog ve Arapça baskılar kataloğu okuyucuların hizmetindedir. Mikrofilm, fotoğraf gibi istekler ve bilgisayar hizmetleri bağlı bulunduğu Süleymaniye Kütüphanesi tarafından karşılanır.

Kuruluş Tarihi: 1667
Divanyolu Cad. 29, 34410 Çemberlitaş (212) 516 83 13
Açık olduğu günler / saatler: Pazartesi hariç hafta içi hergün 08.30 -17.00

Kütüphaneler

Atatürk Kütüphanesi

Geçenlerde bir gazetenin ekinde gördüm.On müthiş yer dizisinin kütüphaneler dizisi.Türkiye’nin on müthiş kütüphanesini birden ona kadar sıralamışlar.Bu dizinin kebapçı,kafe,lokanta,gece kulübü,bar gibi versiyonları da daha önce gözüme ilişmişti.Kütüphanelerin en iyisi olarak Taksim’deki Atatürk Kütüphanesi seçilmiş.
Hayret ettim doğrusu ve bu seçimi yapan jürüyi de merak ettim . Allandıra ballandıra anlatılan kütüphanenin yalnızca manzarası için seçildiği kesin.Bir kütüphanede manzara ne kadar önemlidir bir düşünün.Bir kafe olsa anlarım ama bir kütüphanede başka şeyler aranmalı .Öncelikle arabanızla giderseniz park yeri yok.En yakın park yeri AKM park yeri,park ücreti 2 saat 8 YTL.Diyelim ki oraya bir şekilde ulaştınız.Kapıdan giriyorsunuz .Turnikeli giriş yeri ve kulübede oturan pos bıyıklı ,iri yarı bekçi sizi güzelce azarlayarak çantanızı içeri götüremeyeceğinizi sert bir dille bildiriyor.Atatürk Kütüphanesinin hemen hemen tüm personeli belediye tarafından sanki özel olarak seçilmiş.Dünyanın her kütüphanesinde görmeye alıştığnız kitap seven,kültürlü ,nazik insanlar yerine ;tıknaz,kilolu,pos bıyıklı,sert bakışlı ve sert sesli,agresif,kravatı ceketi yana kaymış erkeklerle ,türbanlı,ufak tefek,sivilceli yüzlü,konuşmayan,sorunuza yanıt vermeyip sizi tersleyen bayanların görev yaptığı bir kütüphane.İşte bu kütüphaneye girmeden önce ,oturduğu kulübede oflayıp puflayan bir vestiyer görevlisine çantanızı teslim ederek ve çekinerek giriyorsunuz.Dekorasyon 1960-70 model.Her yer cam olmasına rağmen yine de içerisi dekorasyonda koyu renkler kullanıldığı için karanlık.Tozlu raflar ve bir kaç gündür temizlenmediği anlaşılan zemin.Aradığınız kitabı bulmak için asık suratlı görevlilerin kendi aralarında yaptıkları alakasız konuşmaların bitmesini bekleyeceksiniz.Soru sorduğunuzda da yine sert bir sesle orada istediğiniz kitabın ne olduğunu ancak onlara sorabileceğinizi söylüyorlar.Her yer bilisayar dolu ama , arama yapmak için o bekçi kılıklı sert sesli görevlilere sormanız gerekiyor.
Velhasıl o gazetenin neye dayanarak bu kütüphaneye 10 puan verdiğini anlamadım.
Orayı bence belediye kafe yapsın , oranın kütüphane olma vasıflarının hiç birini taşımadığını ziyaret edenler hemen anlayacaklardır .

HAFIZAMIZ NE KADAR GÜÇLÜ


TÜRKİYE

İstanbul’ un neredeyse burnunun dibinde, Tuzla ‘ da ,toprağa gömülmüş binlerce içi zehirli madde dolu varil bulundu . Varilleri oraya kimin ne zaman gömdürdüğü,içlerindeki zehirli maddelerin ne olduğu , yeraltı sularına karışıp karışmadığı araştırılıyor.

Yine İstanbul ‘ da Beykoz Çavuşbaşı’nda toprağa gömülü köpek cesetleri dolu torbalar bulundu.Kaç torba olduğu ve kaç adet köpeğe ait olduğu bilinmeyen torbalara tepki gösteren ve toprağı kazarak torbaları ortaya çıkarmak isteyen hayvanseverlere bazı yetkililerin engel olmaya çalıştığı belirtiliyor. Tesadüfen bulunan ölü köpeklere ait cesetlerin belediyenin hayvan barınaklarında imha edilen köpeklere ait olduğu sanılıyor .Beykoz belediyesi ve hayvanseverler konuyu aydınlatmaya çalışıyor .

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 43 ayrı kritere bakarak ,Atom Santrali kurulması için Sinop ‘ u seçtiğini açıkladı .

IRAK

Haber ajansları , bir arabaya yerleştirilen bombanın Şiilerin yaşadığı Nacef kentinde 10 kişinin ölümüne yol açtığı ve Bağdat ‘ ta Şiilerin gittiği camide üzerindeki bombayı patlatan bir intahar bombacısının 85 kişinin ölümüne yol açtığını bildiriyor .

ABD Kara Kuvvetleri Komutanlığı sözcüsü , bu yıl Mart ayında 1,313 Iraklı sivilin öldürüldüğünü açıkladı .
Mısır devlet Başkanı Hüsnü Mubarek , Kahire’de yaptığı bir konuşmada , Irak ‘ ta Şiiler, Sünniler ve Kürtler ve Asya ‘ dan gelenler ( Türkmenler mi demek istiyor acaba ? ) arasında iç savaş başladığını söyledi.

İRAN

İran Cumhurbaşkanı Ahmed -i Nejat, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı,Mohamed El Baradei ‘in resmi ziyaretine bir gün kala düzenlenen törende İran ‘ ın Atom enerjisi elde etme konusunda çok önemli bir adım atarak , bu konuda hiç bir kimseden görüş almayacaklarını ilan etti .

Bush Yönetimi’ nin İran ‘ a yönelik bir hava saldırısının planlarını sonuçlandırdığı bildirildi. Hükümete çok yakın olduğu biline üst düzey bir danışmanın ,başkan Bush ‘ un ,‘İran ‘ ı kurtarma operasyonunun bırakacağı en önemli miras ‘ olduğuna inandığını söyledi.

İNGİLTERE

İngiltere’ nin başkenti Londra ‘ da doktorlar bir hastanın 40,000 doz Ecstasy aldıktan sonra hafızasında bazı sorunlar yaşadığını bildiriyorlar.

ABD

Amerika Birleşik Devletleri ‘ nin Connecticut kentinde bir fizik bilim adamı , zaman yolculuğu deneyleri için sponsor aradığını açıkladı. Yaptığı zaman makinasının ürettiği lazer ışınlarının ‘zamanı katladığı ve geriye sardığını’ ifade ediyor .

Ohio ‘ da bir cerrahın hastalarına zaman içinde yolculuk yaparak onları iyileştirebileceğini söylediği , ve bu doktor hakkında soruşturma başlatıldığı bildiriliyor .

NORVEÇ

Norveç ‘ de bir hastahanede görev yapan İsveç asıllı bir doktorun , hastalarının ağrılarını kendi bulduğu özel bir ‘ kalça-makat masajı’ yöntemiyle tedavi ettiğini , özellikle de başı ağrıyan hastalara yönelik bu tedavinin bazı hastalarda etkili olduğunu söylediği bildiriliyor . Hasta yakınlarının şikayetlerini dikkate alan hastane yönetimi doktor hakkında soruşturma başlatıldığını ve isveçli doktorun görevden alındığını açıkladı.

AVUSTRALYA

Avusturalya hükümeti Çin ‘ e uranyum satılması teklifini onayladı .

Avustralyalı bir nüdistin bir örümceğin yuvasına benzin döktükten sonra kibrit yakmaya çalışırken ağır şekilde yaralandığını bildiriliyor .

70 gönüllü arasından seçilen bir kadının yedi gün süreyle internet bağlantısı olan bir kafesde 300 kuşla bir arada yaşayacağı bildirildi.

JAPONYA

Japonya’ nın ünlü otomobil imalatcısı Toyota , imalat sırasında emniyet kemerlerinde yapılan bir hata nedeniyle toplam 57,ooo Leksus marka arabasını piyasadan topladığını açıkladı .

İTALYA

İtalyan merkez sol lideri Romano Prodi ,genel seçimleri kazandıktan sonra , ve siyasi rakibi Silvio Berlusconi ile Almanya usulü büyük koalisyon yapısına sıcak bakmadıklarını , açıkladı .
İnter Milan Futbol Kulübü ‘ nün sahibi Massimo Moratti , eğer uygun bir alıcı çıkarsa kulübü satabileceğini açıkladı .

KENYA

Kenya ‘ da kabileler arasında barış görüşmeleri yapmak üzere Marsabit ‘ e giden hükümet yetkililerini taşıyan uçağın, yoğun sisde teknik bir arızadan dolayı düştüğünü ve uçakta bulunan 14 hükümet yetkilisi ve dört mürettebatın can verdiği bildirildi.

Uzun İnce Bir Yol

DEMOKRASİ YOLCULUĞU‘MUZ

Demokrasimiz 1876 yılında ‘Tanzimat Fermanı ‘ ile başlayan yolculuğuna devam ediyor.Bu yıl gerçekleşecek olan genel seçimlerle bu yolu nasıl yürüyeceğimiz daha belirgin bir hale gelecek her halde.

Cumhurbaşkanlığı seçimi, TBMM içi bir seçim olması itibariyle ,2002 partiler aritmetiğine bağlı olarak gelişecek.Seçimde belirleyici parti olan AKP ‘nin tercihleri, geçerli olan anayasamızın (1980 Anayasası)sınırlarını ve türünü belirlediği demokrasinin çerçevesi içinde geçerli olacak.Muhalefet güçleri , yani AKP’li iktidara karşı olanlar bir kampanya yürütüyorlar.Bu kampanyanın ana ekseni ise mevcut güç dengesinin yapacağı cumhurbaşkanı seçimini yönlendirmek.

Esasında bu bir paradoks.Hem demokrasiden yana olacaksınız ,hem de istediğiniz zaman anti demokratik uygulamaları meşrulaştırmaya çalışacaksınız .Bu aslında dönemin padişahı 2.Abdülhamit’in de uyguladığı bir yöntemdi.Özünde halkın iradesine duyulan güvensizlik söz konusu .

Şimdi muhalefet tek argüman koyuyor ortaya :

Son kale elden gidiyor .

Esasında sabıkalı bir demokrasimiz var . 1876 yılından bu yana parlementoya ve sivil iradeye müdaheleler hiç de azımsanacak kadar değil.Bunların ne kadar zarar verdiğini bugün yavaş yavaş anlıyoruz .

Popülist politika yapma yolunu seçenler şimdi geriye adım atmak istiyor. Siyasetin sigortası yok .Bir kez yola çıktınız mı geri dönüş zor.Sonuçlarına katlanmanız gerek.
1980 yılıyla 2002 yılları arasında yirmi iki yılda çok şey değişti.

Sivil topluma inananların ,demokrasiye inananların gerçek siyasi çizgiyi ortaya koymalarının vakti geldi de geçiyor .