Entries Tagged as 'Cumhuriyet ve Demokrasi'

Referandum

Evet mi ? Hayır mı ?

Günlük yaşamda her şey “dualite” üzerine kurulu.

İyi, kötü… Ekşi , tatlı…..

Düalite düşüncesinin ilk tohumları kadim dinlerden Zerdüştilik de “Ahura Mazda ” ve “Ehrimen” arasındaki mücadele üzerine kurulduğu söylenir.

İyiyle kötünün mücadelesinde taraf tutacaksınız…

İyiyle olursanız farklı, kötüyle olursanız farklı…

Daha sonraki dinlerde de dualite belirleyici bir kalıp olarak ortaya çıkıyor.

Bir yol ayırımıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Bir tercih yapmak durumundasınız..

Tercih edeceksiniz. İyiyi kötüden ayırt etmek zorundasınız…

Üçüncü bir yok yok . Geriye kalan tüm ihtimaller kapalı.. daha doğrusu kapatılmış durumda.

Yaşadığımız cumhuriyetin en temel sorunlarından biri de bu dualite. Birey hak ve özgürlüklerinin teminat altına alındığı hukuk düzenini kuruluşundan bu yana hukuku hiçe sayarak yıllarca sulandırıp bir devlet diktatörlüğü haline getiren CHP şimdi  hiç bir sorumluluğu yokmuş gibi bir söylem içinde .

Bu referandum saçmalığının  baş sorumlusu aslında CHP ‘dir. Millet meclisinde anayasa tartışmaları sırasında siyaset değişikliği yaparak AKP ‘yi masaya oturtmayı başaramayan CHP şimdi yaklaşık sekiz yıldır ülkede her konuyu tek başına çözmeye çalışan AKP nin çizgisini etkileme gücüne de sahip değil.

Bu referandumun bu cumhuriyetin hiç bir demokrasi sorununu çözemeyeceği de ortadayken,  yine de berrak bir görüntü yok.

Türkiyede yüz yıl gecikmeyle de olsa “Modernite”nin öncülüğünü yapan parti CHP, artık ciddi anlamda köhneyen yapısı ve tutarsız programı, sivil toplum örgütleriyle bağını tamamiyle yitirmiş olarak halktan kopuk bir siyaset peşinde koşuyor.

Bu referandumun ana sonucu AKP ‘nin 2012 seçimleri öncesinde yapacağı kamuoyu yoklamasını gösterecek olmasında yatmaktadır.

AKP elde ettiği % 40 oranını daha da yukarılara taşıyacak olan formülün peşindedir.

Referandum kampanyasında AKP ‘nin ana stratejisi, AB ekseninde demokrasi ve kişisel özgürlükleri savunan  anti militarist anti elitist ve popülist bir parti çizgisini seçmene göstermesiyle ortaya çıkmaktadır. Rakipleri olan partiler bu ters  psikolojik adımda sınıfta kalmış görünüyorlar.

CHP ve MHP nin “hayır” oylarının % 30 civarında kalacağı tahmin edilmektedir.

AKP’nin esas hedefinin  % 17 lik Kürt seçmenin oylarını kendi tarafına çekmek olduğu artık anlaşılmıştır.

AKP ‘ni başlattığı Ergenekon, Yargıtay  ve askeri darbe  kampanyalarının bedeli zaten CHP,  MHP ‘ye  çıkarılmıştır.

12 Eylül’de sandığa oy kullanmak üzere gidecek olan  seçmenin görevi  artık  anayasa maddeleri için değil  siyasi olarak AKP ‘ye “Evet” ya da “Hayır ”  haline dönüştürülmüştür. Bu bir anlamda erken seçim haline getirilmiştir.

CHP ‘yi ve MHP ‘yi bu başarılarından ötürü kutlamak gerekir.

Artık mızrak çuvaldan çıkmıştır. Darbecilere yargı yolu,  ”Kürt Sorunu” , “Alevi Sorunu” masaya yatırlmıştır. Kürtlere özerklik verilmesi yani vilayet sistemine geçişe karşı çıkan kesimler aynı zamandabir Osmanlı refleksiyle Alevi özerkliğine de karşı çıkmaktadırlar.

12 Eylül sonrasında Türkiye çok daha farklı bir döneme girecektir.

Referandumda oylanacak olan maddelerin neler olduğunu hatırlamakta yarar var:

  • Kanun önünde eşitlik
  • Kişisel verilerin gizliliği
  • Yerleşme ve seyahat Hürriyeti
  • Ailenn korunması
  • Birden fazla sendikaya üye olma,memurlara toplu sözleşme,grev hakkı.
  • Kamu denetçisine başvuru Hakkı
  • Askere Yargı Yolu
  • Anayasa Mahkemesi Yapısı
  • Askeri Yargı
  • Hakimler ve Savcılar Yüksek kurulu
  • 12 Eylül darbecilerine yargı yolu

Diyarbakır Zindanı

Diyarbakır Hapishanesinin yıkılacağı sözü verildi…

İşkence merkezleri arasında sırabaşı olduğu için mi?

Bu hapishanede Kürtlere işkence edildiği için mi?

Yoksa Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kara bir leke gibi duran bir demokrasi ayıbı olduğu için mi?

Hangi gerekçeyle olursa olsun; devletin en yetkili kişisinin yani başbakanın, yirmi bin kişiye hitaben dün Diyarbakır meydadında yaptığı konuşmada Diyarbakır Hapishanesi’nde işkence görenleri anması ve hapishanenin yıkılacağı sözünü vermesi çok anlamlıdır :

“Her birimiz tek tek o lağım suyunun içine indiriliyorduk. Lağımın içinde nefesimiz kesilene kadar tutuluyorduk. Diyarbakır Cezaevi’nde yatan herkes yaşadı bunu. O pisliği içmedim, yemedim diyen gururu yüzünden yalan söylüyordur. . Kıştı, bir hafta boyunca gece o beton avluda suyun içinde yatırıldık. İhtiyacımızı suyun içinde yapıp, ısınmaya çalışıyorduk. Her koğuşta hoparlör vardı. Her gün cezaevinin amiri olan yüzbaşının konuşmasını esas duruşta bir saat dinliyorduk….

Bedii Tan ayakta duramıyordu. Kafasından bir bidon soğuk su boşalttılar. Yere yığıldı. Kalkması emredildi. Duvara tutunarak güçlükle kalktı. Kalkmasıyla beraber, gardiyan bir tekvando hareketiyle dönüş yaptı ve botunun tabanını Bedii Tan’ın göğsüne indirdi. Adamcağız kafa üstü yere düştü. Bedii Tan öldükten sonra koğuşa bir hâkim yüzbaşıyla asteğmen geldi. Bize, ‘Bedii Tan koğuşa gelmeden önce ishale yakalanmıştı. Bağırsak enfeksiyonundan öldü’ diye bir ifade imzalattılar.

Kaynak: 12 Eylül döneminde tutuklanıp Diyarbakır Cezaevi’nde üç yıl işkence gören Selim Dindar’ın  Neşe Düzel ‘e anlattıklarının yayınlandığı http://www.diyarbakirzindani.com web sitesinden alınmıştır.


Cezaevinin yıkılacağı sözünü başbakan  veriyor.

Yıkılması yerine acaba orası bir müzeye dönüştürülemez mi?


İşkence suçunun lanetlendiği, gelecek kuşaklara ibret olması amacıyla demokrasi ve insan hakları değerlerinin vurgulandığı, işkencenin ve işkencecilerin, etnik ve dini ayırım yapanların lanetlendiği bir kültür merkezi….

Böylelikle bundan böyle artık Türkiye  cumhuriyetinin tüm devlet görevlilerinin  demokrasi ve insan haklarına saygılı olacağının kanıtı olabilirdi…


CHP değişir mi ?

Bir haftadır merkez medyanın pek itibar ettiği  bir “kaset” depremiyle sallanıyor Ankara ve genel siyaset sahnesi.

Türkiye iç politikasının yenilir yutulur gibi olmayan, bir türlü kimsenin çözemediği Tanzimat’tan bu yana artık kemikleşmiş  ağır memleket meseleleri:

  • İşsizlik,
  • Rüşvet ve yolsuzluk,
  • Madenlerdeki grizu patlamaları,
  • Açlık sınırında yaşayan çoğunluk,
  • Açılımlar yelpazesi,
  • Doğu sorunu ve PKK terörü ve ihmal kurbanı masum gençler,
  • Siyasi partiler yasası ve Anayasa değişikliği paketi,
  • Sağlık sektörünün ağır  sorunları,
  • Siyasi komplolar,kanunsuz müdaheleler;Ergenekon,vb.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, dışpolitikanın kanayan dayanılmaz sancılı yaraları var:

  • Irak ‘da ,Suriye’de,Lübnan ‘da konuşlanan El Kaida terörü,
  • Afganistan ve Pakistan Peştun kökenli etnik meseleleri ve Taliban akımı,
  • İran’ın Molla rejiminin kıyamet senaryoları ve nükleer ihtirası,
  • Ermenistan’la bir türlü çözülemeyen tarihi sorunlar,
  • İsrail’in inatla sürdürdüğü tek yanlı ortadoğu ve Filistin politikası,
  • CHP ‘nin şahinlerinin başımıza 1974 yılında sardığı Kıbrıs sorunu,
  • Bir türlü açılamayan mehter marşı ve şark kurnazlığıyla yürüyenAB müzakere başlıkları,
  • Enerji ve su kaynaklı uluslar arası çevre sorunları,

Ankara’da    bir tür müsamere dekorunda bir parti kongre yapmaya çalışıyor. Sigara dumanı, izdiham hep aynı üçüncü dünya ilkelliğini belgeliyor. Açık kalan bir mikrofondan bir medya mensubunun şu sözleri duyuluyor:

“Bir kongre bile düzenleyemeyen bu  parti nasıl oluyor da iktidar olmaya aday…”

Bu ne kadar üzücü ve hüzün verici olursa olsun daha da kötüsü artık “tarafsız habere duyarlı” tek bir hücre  bile barındırmayan  bir tuhaf organizmaya dönüşen ve tamamiyle magazinleşen   medyayla  karşı karşıyayız.(1)

Deniz Baykal’ın özel yaşamını ilgilendiren  “mahrem ilişki”,  dizi film olarak bir haftadır tefrika ediliyor. Çarşaf çarşaf yazılar yazan medyanın otuz yıldır değişmeyen bildik  kalemşörleri  “etik,ahlak,dürüstlük” yazıları döktürüyor.

TV ‘lerin “oturan tepsi” programları müdavimleri yine otuz kırk yıldır aynı nakaratı tekrarlıyor;  en ince ayrıntısına kadar kaset olayını yorumluyor. Medya son otuz yılda değişmeyen  senaryoyu (Tansu Çiller,Mesut Yılmaz, Kemal Derviş, vb.)  yeniden sahneye koyuyor.

Türkiye’nin en eski siyasi partisi CHP, bir haftada lider değiştiriyor. İki gün önce değişikliği imkansız olarak görenler birden bire çok mantıklı buluveriyor.

Deniz Baykal gümbür gümbür gidiyor, “Baykal madurları” nın da dönüş yaptığı CHP ‘nin direksiyonuna Kemal Kılıçdaroğlu  ve en ulusalcı “kemalistler” geçiyor.

Değişen ne ?  Değişen hiç bir şey yok. Aynı insanlar, aynı ayak oyunları aynı ideoloji, aynı takım.

Parti aynı, temsilciler aynı, taban aynı taban.

“Artık biz AKP ‘nin yeni burjuvazi yaratmasına izin vermiyeceğiz , asıl burjuva biziz, iktidar sırası bizde” diyenlerin çıkarlarının birleştiği ama sorunların aynı kalacağı  aynı siyasi akım.

Rüzgarın estiği yöne döneneski burjuvazi ve  işadamları yeni olanaklar kurguluyor.

Medyanın dört elle sarılıp, itiş kakış en ince detaylarına kadar magazinleştirdiği bir süreç yaşanıyor. Bunun nedeni konusunda farklı görüşler de yok değil. “Yandaş medya”  bu konuya nasıl bakıyor? “Merkez medya” nasıl bakıyor analizine pek gerek yok.

AKP Hükümetine ve etkili cemaatlere  şu ya da bu şekilde boyun eğen, ama eğdiğini itiraf etmeyi kendine yediremeyen  medyanın bir tür başkaldırma gibi dört elle sarıldığı bu olayın giderek bir “Anti AKP ” hareketine dönüştüğü de görülüyor.

Eski burjuvazi rahatsız.

Yaklaşan referandum, seçimler öncesinde medyada yeniden bir yapılanma oluşturuyor. Kılıçdaroğlu   kampanyası bakalım nereye kadar sürecek. Aile seceresinden başlayan didikleme harekatı karşısında “Gandi Kemal” duruşunu bozmadan ne kadar dayanabilecek.  Bir dönem belki…

“Tek adam, tek lider” olarak özetlenebilecek  ”demokrasi”  anlayışı ya da “mediokrasi”   malesef  sürüyor.  Sivil demokrasi mekanizmalarının en önemli parçası olan siyasi kurumlar yeterince kendini yenileyecek özgürlük ortamını sağlayamıyor, tabandan beslenecek damarları tıkamayı marifet sanan bir devekuşu yöntemi izliyorlar. Yani özgürlük havasından yoksunlar.

Bu coğrafyanın kaderi bu.

Liderler demokrasis ve  hegemonyası  sürüp gidiyor.

Medyanın öne çıkardığı yeni lider    Kemal Kılıçtaroğlu, CHP gemisinin paslanan ve çürüyen  yerlerini acaba tamir edebilecek mi ?

Söylemek zor. Yaptığı konuşma tam anlamıyla statu quo, ante bellum”(2)

Yeni lider acaba partinin içinde bulunduğu ağır sorunları  çözebilecek reformları gerçekleştirebilecek mi?

“Aman ‘Gandi  Kemal’ kurtar bizi”  mesajı her yönden medya marifetiyle duyuluyor.

Bu coğrafyanın son bir kaç yüz yıldır başının belası olan “biat kültürü”,üretse üretse ” despot mediokrasi”  ve  ”yandaş medya” üretiyor. CHP yine farklı bir ambalajla aynı “Eski Kemalist” formülle  yeni nesil seçmene  sunuluyor.

Yeni tüketici   acaba bu medya  balonunu  yutacak mı ?

Hiç sanmıyorum..

——————-

(1)  “Cumhuriyetimiz ve basın birlikte yükselecek ya da batacaktır. Saf , kokuşmuşluktan arınmış habercilik ,popülist hükümetlerin etkisiyle değil ,iyi eğitilmiş zekaların halkın haber alma isteğine saygı duymasıyla ortaya çıkacaktır. Ticari kaygılarla ,demagoji içine yuvarlanan gazeteler,giderek kendilerine benzeyen gazeteciler üreteceklerdir. Cumhuriyetimizin geleceğini oluşturma sürecinde özgür gazetecilerin rolü büyük olacaktır . ” Joseph Pulitzer 1847-1911

(2) Savaş öncesi sınırlarımıza çekiliyoruz.